Yayınlar

rezerve şehvet.

yoldayız. yol, biz olsak da olmasak da varlığını sürdürüyor. zafiyetlerimde zaruriyetler gömülü.  bardaktaki buzlara tutunuyorum. zorunda olduğumu hissettiğim anda soğuyorum.  zaman geçerken saç örgülerime bakıyorum. kırılıyorlar. ben kırılmıyorum. yeniden başlıyorum. başlamak yenilik değil, yarıda kalmışlıklar da başlama hakkına sahip.  içimde bazı cümleler saklıyorum. umrumda değil. uzun vade koşumda dinlenirken sizi izliyorum. 

muhtevası saçma.

Resim
skinny pantolonlar. ocak ayının birinde ikibinyirmisel talihsizlikler, tarih attığımız sayfalardaki mürekkepleri dağıtmadan/telefonlarımızdaki saatleri bozguna uğratmadan giymiştim ve kemerimi belime. bilirsin, severim revolver.  skinny pantolonlar.  caddelerde yürüdüğümü hissetmediğim zamanlar. şimdi düşündüğümde, uçuyormuşum. havaların fazla soğuk ve ısıran kısmını eldivenimin dışında tuttuğum yanılgısını elimin kızarık soğuk yanığında fark ettiğimde gecenin ikisinde yediğim o tatlı biber soslu hamburgerin üstüne yemin edebilirdim, hayatın yaşanacak güzel günler getireceğine inancım vardı. sokaklarda double pıtlı dumanlarımı havaya bırakırken gün ışığını sakince düşlerdim. ay ışığının olmadığı gecelerde ışığı kendim yaratabilirdim.  cebimde taşıdığım, geçmişten gelen hayaleti de gölgeme eklediğimde birkaç pıt da gözlerimden düştüğünde, öfkelenerek yaşamın ihtimallerinin gücüne tutundum kendi gücüme de inanarak.  acılı öfkemle birlikte bir revolverim olsaydı kemerimde taşıdığım, altıpatl…

muvazenesiz zamanlar.

ufuk çizgisinin, güneşli sabahın göğünden bi toncuk koyu renk deniziyle buluştuğunu gören o dairenin penceresinden izliyorum payıma düşen dünyayı. tül perdeleri sonuna kadar çekiyorum ki güneş duvarlara ışınımlarıyla enerjisini yükleyebilsin. erkemiz merkezkaç kuvvetinin etkisinden sıyrılıp ruhumuza ulaşabilsin. ulaşabilirse... perçemleri renkli tokayla tutturulmuş perdelerle, çocukken çizdiğim evin pencere görüntüsünü yakalamaya çalışıyorum... olduğu kadar. çıplak ayakla yürüyebiliyorum bu evde. önce soğuk suyla yıkıyorum vücudumu. sonra bardağın üstünde suya karşıt sıcak havanın bıraktığı damlacıklar oluşuyor. ben de seni beklerken dans etmeye başlıyorum. evet, utanmadan dans ediyorum. pencerenin önüne geçip takım yıldızlarına erişmek isteyen bazı beceriksiz yoga hareketlerinde muvazenemi kaybedip avizenin modernizm akımındaki abes yerlerini ve benim de bu konudaki yerimi sorguluyorum. yer soğuk. hoşuma gidiyor. tam o sırada kettledaki su fokurdamaya başlıyor. doksan santigratlardan…

günlük.

Resim
yağmur yağdı bugün, sıcak geçen birkaç günün ardından.
yeni bir bardak aldım, kahvelerim için ve birkaç minik renkli saksı, sukular için. kazakistanlı arkadaşımla selamlaştım şu dükkanda ve henüz söylemek istediklerimi de söyleyemedim ona. belki de söylemem hiç, belki de o benden önce söyler bir şeyler. bilemiyorum. bir takım yeni çikolatalar keşfettim. evde durmaya alıştım ve kedimi öpmeden duramaz oldum. özlüyorum hemen. belki bu süreç bittiğinde, zorlanacağım sokaktaki hayata adapte olmak için. adaptasyon süreçlerim hep sancılıdır zaten. tez teslim tarihinin,  son alınan kararla birlikte çok yakın olduğunu öğrendim. bu beklemediğim bir şeydi. nasıl olacak bilmiyorum. sevinmeliyim ki bitmeye çok yakınız. erkeklerin babalık algısına dair çok spss belgelerim var elimde. mezun olmam için, ortalamamı düşürmeyecek bir puanla mezun olmam için yeterlidir umarım bu belgeler. hatta yeterlinin de üzerinde olsa, hiç fena olmaz. çünkü yüz babaya anket uygulamak kolay değildi. çünkü literatürdek…

anlık.

taşlar sekiyor asfaltın sıcak yüzünde. taşın sabrından öğrendi, deniz yok şimdilik. denizin derinliklerine dalınca gördüğü yosun karanlığından korkarken yıldızları topladı. o karanlık sokağın sonundaki otel odasında söylenen sabaha karşı dualarında yüzyıllık bilmeceye kadeh kaldırdı. şeker şarabı içip boğuldu. sonra yeniden doğdu. yirmi miligramda mutluluğun iki renge sıkıştırılmış hatalı formülünü buldu.  kırık kaldırım taşlarının arasından yeşiller filizlenirken, dünya döngüsüne yenileniyor. dizleri yaralanmış çocukken. izleri duruyor. mavi eteği beyaz benekli. koştururken birilerinin sesinde, dönüp duruyor kendi ekseninde.  sabırsızca büyürken, çingenelerden korkacağını sanmışlar oysa bir pembe gül açmış saçlarının dalgasında, çilekli sakızını şişirip patlatırken zamana. dikenli yollardan, ısırganların arasından gelen bir yolcu var sırtında. babaannesinin ayaklarına batan dikenlerin izi kalmış ruhunda. todor, sen de diğerleri gibi netekimlerde boğuldun. mezarına gökkuşaklı çiçekle…

telmaşa temaşa.

Resim
hava yağmurlu ve soğuk. aylardan belki ekim sonu. gri binaların arkasında, siyah fon kartonlarından gökyüzü yükseliyor. eskimiş siyah deri ceketim yetersiz kalıyor, üşüyorum. botlarım ayaklarıma ağır geliyor ve adımlarım birbirine karışıyor. takılıp düşmemek için çabalıyorum. yürüyorum. saçlarım karışık. aklım, günlerin sonunda çözünmüş eski bir buz parçası. zihnimin duru gölüne eğilip kendimi görüyorum yansımada. hava o kadar kasvetli ve karanlık ki, siyah beremi takıp kendimi korumaya almak istiyorum. gecenin işlek yollarında tek başıma korkuyorum. ama arada esen rüzgarda saçlarım dağılsın da istiyorum. uzun yollar aşıyorum. zamanın nasıl geçtiğini anlamadan yoruluyorum ve bir kaldırıma oturup, siyah botlarımın üzerinden asfalta düşen yağmur damlalarına ve sonra yola bakıyorum. gözlerimi kısıp, arabaların ışıklarını post empresyonist sanat eserine dönüştürüyorum. çocukluğumdan kalan imge, otostop çekiyor.  bu sırada morrisey, last night i dreamt diye devam eden şarkısına başlamadan…

mor begonvil sarmaşığı.

Resim
hatırlıyor musun o zamanları.
arabanın camlarını sonuna kadar açıp nasıl da dinlemişti gecenin sesini. hızlandığında korkup bedenini geri çekmişti, rüzgarın saçlarını okşamıştı elleriyle. en azından o öyle hayal etmişti, rüzgarla gizli dostluğunu kimseye söylememişti.
sabaha karşı ışıkları düşerken uykulu gözlerine, çocukluğundan gelen hanımeli kokuları dolmuştu kucağına. bir fırın bulup aldıkları sıcak ekmeği, denizin üzerinde uçuşan kuşlara el sallayarak paylaşmışlardı.
mor begonvillerin içinde, beyaz yatağında heyecandan uyuyamamıştı. yaşamak isteği aceleci, oyunu kaçırmak istemeyen çocuk. zaman kaçmasın ellerinden.
güneşe dönmüştü yüzünü. çiçeklerin tatlı ferah kokusu, dizlerinin üzerinde uçuşan elbisesi. kırmızı ojeleri altın kumların içinde açan çiçek.
denize doğruydu heyecanlı koşuşturması. bedeni alıştığında tuzlu suyun parıltısına, yer çekiminin sorumluluğundan sıyrıldığında... özgürdü.
güneşin karşısında çıplaktı. saklayacak ne vardı. ufuk çizgisinden geçen yelkenlileri hayal…