Kayıtlar

günlük.

 yalnız kalmanın birçok hastalığa kapı araladığını iddia ediyorlar. haklı olabilirler. büyük ihtimalle haklılar. ben, yalnız ölebilirim. herkes yalnız ölüyor. şehrin ışıklarına ve gökyüzüne bakarak. bakalım, şans yanımızda olacak mı. lisede okurken tanıdığım bir psikolog yaşlandığında huzurevinde yaşamayı planladığını söylemişti. elden ayaktan düşünce, evde çoluk çocuk beklemektense toplu yaşam merkezinde çeşitli hobi faaliyetleri ve belki arkadaşlarla zaman geçirme fikrine oldukça yakınım. plânlar yaparsın ve başına bir şeyler gelir. hep böyledir. böyleyken böyle geçer hayat. her simülasyonda tat alma duyusunu kaybetmemek lazım. ne var ki aile kurmayı planlamıyorum. benim ailem evren. klişe bir laf eyledim fakat hissettiğim bu. bağlarım hep zedeli benim. belki zedenin kendisi benim. eninde sonunda kendimi rahatsız hissediyorum. şu an gündemde sarsılmış bir örnek var. neydi ne oldu niçin oldu. diğerleri neden öyle olmadı. ne eksikti ne fazlaydı. kendi iyiliğim için bile politik ola...

bakırköy.

araba sürebiliyorum artık. gece sürüşleri keyifle, hız sınırım güvensizliğime takılmış ama böylesi iyi. yetiyor bana. gecenin ve kışa yaklaşan sonbaharın ayazı saçlarımı tarıyor, bırak dağınık kalsın ve soğuk yaşadığımı hissettiriyor. tabiatım böyleyse elden ne gelir, ne gelmez. yollar boşken şerit değiştirmem daha kolay. oysa ben etrafım insanlarla doluyken kendi şeridimde koşmaya çalışıp kanattım dizlerimi. metafor değil. buraya her yer uzak, her yer yakın. kaybolmayı göze aldım. yorgunum, uykusuzum. iyileşen yara izlerinin acıklı huzuru var zihnimde. sigara dumanını içime çektiğimde belirsiz ufuk çizgisinde uçuşan karakterleri selamlıyorum ve bir şekilsiz taş bulup atıyorum denize doğru. şimdilerde bir yerlerde. henüz yeni yetme bir ergenken ve o zamanlar sen benden çok büyükken karadulla gezdirdiğin geceler gibi. bağırarak my generation söylediğimiz sonra sana puanım dokuz kanka ve sonra hey there delilah. şimdilerde herkes bir yerlerde. tesadüf, umay hareket vakti çalıyor yıllar s...

korkak.

geçen gece,  tumblr  hesabım olduğunu hatırladım birkaç şifre yenileme adımıyla yıllar öncesinin ben kızını ziyaret ettim. fotoğraflarım, beğenilerim, belki taslakta bıraktıklarım. ay tutulmalarında sarsılmalarım, vanilya çilek dondurmalarım, yara izlerim, hoyratça kendimi yola atışlarım, soğuk gecelerdeki günahlarım ve belki kalbini kırdıklarım. bir hesabım daha var farklı mecrada, girmeye cesaretim yok. karanlık dünyalar tanıdım. bazıları mutlu gibiydi. bazılarını şaşkınlıkla kustum.  ayçiçeği tarlasının ortasındayım. yüzümü çiziyor dikenli yapraklar. renkler arasından bedenime ulaşan hüzme güzelliğiyle ağlatıyor beni sessizce. yaşamın ortasında keşmekeş bir düzen hastasının kendiyle barışması ve sonra yine kavgalanması.  yol bu. yerinde saysan da, gün gelecek bulacaksın kendini. belki de sandığın şey senin değildir. kendine haklı olsan da, haksızlık etmenin pek faydasını görmedin. dene. 

stay on these roads.

 takıntılarımdan giderek uzaklaşıyorum. kurtuluyorum demek içime sinmiyor çünkü bir yanım takıntılarla var olduğunu ve güvenli olduğunu düşünüyor.  yağmurlu bir ekim gecesi. pati şiddetli ve uzun geçen kızgınlık döneminin içinde. bitmesini bekliyorum, kısırlaştırma operasyonu için. yaşlı kedimin ilk zamanlarını pek hatırlamıyorum ama bu kadar sık arayla olduğunu ve uzun sürdüğünü de hatırlamıyorum. doğaya daha yakın olan bu eve taşınmam ve belki de pati'nin gençliğine denk gelmesi ve artık bir erkekle yaşıyor olmamız kedimin hormonlarını da bir şekilde hızlandırdı sanıyorum.  gündüz, balkonda kocaman bir böcek gördüm. yağmurdan yönünü şaşırmış balkonun kapısının önüne düşmüş. çekirge sandım ama değilmiş. şu akıllı uygulamayı kullanıyorum birkaç gündür, ona fotoğrafını attım ve kelebek güvesinin bir cinsi olduğunu öğrendim. oldukça zararsızmış. çiçek tozlarıyla besleniyormuş. kanatlarını bir süre çırptı durdu. belki ıslaklıktan kurtulmak için. ömrünün birkaç gün olduğunu o...

günü geçmiş.

günler ayları, aylar yılları kovalarken yolumdan geçip giden birileri, yitip giden şeyler olmayacak mı. geçmişte kalanlar yıllar sonra ziyaret etse bugünü, hayal kırıklığına uğramaz mı insan. beklentisiz olmayı becerebilirse belki bu kırıklık olmaz. geçmiş kapalı bir kutu, kilitli bir sandık. hatırlamak istediğimde aralayıp kokusuyla yetindiğim ve bununla da mutlu olduğum tanımını yapamadığım bir his. yalan değil, acıtan tarafı var. on yıl önceki beni ve seni orada bırakıyorum. bir daha göremeyeceğimi biliyorum. bu yüzden belki, hep kalbimde taşıyorum. kimsenin bilmesine ve anlamasına gerek yok. sen de bilme sevgili okuyucu. ne kadar uzak, o kadar yakın.

beklenmeyen.

Resim
“gümüşlük’te bana bıraktığın hediyenin anısına.” 

rosi ve gül lokumları.

hafif bir esinti doluyor odaya. rüzgarın da bir yolu var ve bana dokunarak evrenin herhangi sonsuzluğunda salınıyor. var olmak bu dünyada, bu demek belki de.  ne zaman zorlansam yaşamaya, rüya kilitlerim açılır. var olmanın zaten yeterince ağırlığında bir de bu rüyaların üzerime fırlattığı melankoliyle uğraşırım. freudien ya da jungian analizleri kafam götürmez bu rüyalarda. düpedüz özlerim dedemi. çocukluğumu, korunaklı evimi, anılarımı.  gittiği ilk zamanlarda, ve ondan sonraki birkaç dönemde her gece gördüm rüyamda. çocukluğumun geçtiği evde, balkonda, aburcubur zulalarının olduğu mutfakta, lacivert televizyon koltuğunda... gittiğini biliyordu işin ilginç yanı, rüyalarımda. konuşmadı hiç. iyiydi ama, hissediyordum. benim de iyi olmamı istiyordu. yaşam kitabı  diyorum buna. esas kızın yaşadığı ilk kayıp. en azından geçen sayfaları çevirip hatırlama hakkımız var. eğer ömrüm uzunsa ve vedalar gözüküyorsa ufukta, dilerim kolay geçer. gidenlerin gittiği yerin varlığına, üst...