Kayıtlar

thomas lived.

şimdi adını hatırlayamadığım bir bloggerın blogunda görmüştüm the big c dizi önerisini. hatta yorum da yazdım, izleyeceğim diye. bi hafta içinde dört sezonu bitirdim. ilk sezon komik, iki ve üç trajikomik ve son sezon dağıttı beni. bugün son sezonu izledim ama zaten beynim pms’yle yok olmuş gibiydi ve ağlamaklıydım iyice beter oldum. ölümlü bir kanser geçmişinin gölgesinde büyüyen nesiller için travmatik bi dizi ama canım cathy’ciğim, senden bir şeyler ekledim kendime. nitekim güzeldi, güldürdü ve ağlattı ve tebessümle son buldu. sanıyorum hayat çizgisi gibi. … ve hala sabahları uyandığımda aklıma geliyor final sahnesi, hemen atmaya çalışıyorum gözlerimin önünden çünkü üzülüyorum ama bu sahne, yeni güne başlarken son günmüş gibi yaşamaya çalışmama ve daha anlam bulmama vesile oluyor aynı zamanda. bunların yanında aklıma takılmış bir sahne daha var. tam yazamayacağım. hayatın geçiş evrelerinde plan dahilinde de olsa, içinde birden bulunduğumuz durumu algılarken, aitliği hissedemediğin, ...

resif kıyılar.

bir yoksunluk hali var varoluşunda. ilkokul dörtte yalnız uyanışlarında ve iki ayrı köşede hastalıklı kalp çarpıntılarında. arada ortaya çıkıp kendini hatırlatan karanlık bir anomali, ömrü boyunca. bir kuşu vardı, affetsin onu. iyi bakamadı ona ve uçup gitti sonunda. o karanlık yıllara dair sapsarı mavi benekli siyah alacalı bir muhabbet kuşu var aklında. şimdi düşününce ağlatıyor bu yalnızlık ve bakımsızlık. nasıl yaşamışım diyor. duvarlardaki minik taş çıkıntılarına bakarak yüzler konuştururdu. çocukluk garip şey. muntazam bir hayal gücü. mutlu çocukluk müthiş. dönmek istemeyenler için kabus. mümkün olduğuna inanası gelmiyor. köksüz bir ölüm haline hazırlıyor kendini. eninde sonunda olacağı bu. ait hissettiği de bu, belki. hata ve utanç. gün doğunca kendini imha edecek sanal bir oyun sahnesi.

günlük.

Resim
paticiğm kucağımda, ıhlamur çayı kokan mutfakta günümü düşünüyorum. serviler, çamlar, martılar, kediler, yılbaşı süslemeleri, kurabiyeler, insanlar geçti gözlerimin önünden. yün ipten yapılmış noel baba figürü aldım ve kapıya astım. beni karşılasın ve mutlu olayım. sevdiklerim için ufak hediyeler hazırlamaya da başladım. kapı komşuma da bir hediye ayarlasam hiç fena olmaz. çam ağacı süslemek güzel ama yeni yılın ilk günü onunla yüz yüze gelmek üzüyor beni. tüm heyecanım kaçıyor ve anlam kayboluyor. güzelim ağaca haksızlık yapıyorum sanki. işte bu yüzden ağaç tercihim değil ama ufak renkler katmaya çalışıyorum çevreme. kendime rağmen.  akşam arkadaşımla buluştum. bir zamanlar sıkça geçtiğim caddeden geçip kahve içtik. kurabiye süsleme date’i planladık. kurabiyeleri ben pişireceğim, glazürle o ilgilenecek. sevindirik oldum. iyi geldi bu buluşma.  kar yağmıyor, soğuğu var sadece ve sokaklarda halâ görebildiğim çiçeklerle sonbahar efekti veren yapraklar. 

posta.

Resim
birkaç saat önce eve geldik veterinerden. benimle yaşayan küçük kedimin kısırlaştırma operasyonu vardı pazartesi günü. aslında kasım gibi planlamıştık bu operasyonu ama canımın tahlilleri pek iyi gelmedi ve kronik böbrek yetmezliği olduğunu öğrendik. mama değişimi, yemek saatlerimizde kıyamadığımdan verdiğim tüm ek gıdalara son vermek ve belki hayat boyu aralıklarla kullanacağımız ilacı. böbrek yetmezliğini belirleyici değerleri epey düşürdük. büyük şans ki erken fark ettik bu rahatsızlığı. vetimizin yorumuna göre yaşam kalitemizi de bu erken tanılama ve doğru yaklaşımlar mümkün olduğunca koruyacak. umarım. pazartesi sabahı operasyona aldılar. böbreklerini mümkün olduğunca az yormak için uyutma ve uyandırma işlemlerinde farklı prosedür uyguladılar.  akşam beş gibi etrafını şaşkın bakışlarla izlediği videosunu gönderdi vet. operasyon başarılı geçmiş. her ihtimale karşı tuttukları yoğun bakımdan çıkmaya hazır, onu almamızı bekliyordu. eve geldiğinde elizabeth yakalık yüzünden bir sür...

uğultu.

rüyamda tanıdık yollardan geçtim. nereye gittiğimi bilmiyordum ama tanıdığım yolların beni bildiğim bir yere çıkaracağını biliyordum. bu yüzden endişesizdim. sonradan fark ettim, tanıdığım yollar şimdilerde burada olmayan biriyle alakalı. bizim üçfidan'da takılan punkenan vardı. bütünüyle yolların, köprüaltının, duvarları spreylenmiş dehlizlerin adamı gibi dururdu. hiç sormadım, gün sonu ait hissettiğin ve korkmadığın yuva ihtiyacı duyuyor musun diye. tek yaptığı yumruk tokuşturup punk's not dead  dedikten sonra kırmızı tuborgunu içmekti. bence onun bile ihtiyacı duyduğu bilindik yerler vardı. ev gibi. birkaç gündür aklıma geliyorlar. 232, daha çok yunus ve o döneme ait bir şeyler. bu akla gelmeler de tanıdık. kendimi tanıyorum. düşünüp, anı kaçıracağım bir süre. bu kaçış, anı iyi değerlendirememekten de biraz. belki büsbütün öyle. bu da benim tercihim. bazen bir rüyada hissettiriyor. kabus gibi bir rüya. sitenin bekçisi hamit abi de gitti. gideceğini duyduğumda ağlamıştım. bel...

temenni.

Resim
umut vadeden ya da umut beklemeksizin sadece küçük mutluluklar görebilip yaşama tutunmak. tutunmaya ihtiyacı olan. yaşamınızı iyileştirecek güzellikler bulsun sizi. özgürce, ferah ve kendiliğinin dengeli gücünde.   

günlük.

 yalnız kalmanın birçok hastalığa kapı araladığını iddia ediyorlar. haklı olabilirler. büyük ihtimalle haklılar. ben, yalnız ölebilirim. herkes yalnız ölüyor. şehrin ışıklarına ve gökyüzüne bakarak. bakalım, şans yanımızda olacak mı. lisede okurken tanıdığım bir psikolog yaşlandığında huzurevinde yaşamayı planladığını söylemişti. elden ayaktan düşünce, evde çoluk çocuk beklemektense toplu yaşam merkezinde çeşitli hobi faaliyetleri ve belki arkadaşlarla zaman geçirme fikrine oldukça yakınım. plânlar yaparsın ve başına bir şeyler gelir. hep böyledir. böyleyken böyle geçer hayat. her simülasyonda tat alma duyusunu kaybetmemek lazım. ne var ki aile kurmayı planlamıyorum. benim ailem evren. klişe bir laf eyledim fakat hissettiğim bu. bağlarım hep zedeli benim. belki zedenin kendisi benim. eninde sonunda kendimi rahatsız hissediyorum. şu an gündemde sarsılmış bir örnek var. neydi ne oldu niçin oldu. diğerleri neden öyle olmadı. ne eksikti ne fazlaydı. kendi iyiliğim için bile politik ola...