thomas lived.

şimdi adını hatırlayamadığım bir bloggerın blogunda görmüştüm the big c dizi önerisini. hatta yorum da yazdım, izleyeceğim diye. bi hafta içinde dört sezonu bitirdim. ilk sezon komik, iki ve üç trajikomik ve son sezon dağıttı beni. bugün son sezonu izledim ama zaten beynim pms’yle yok olmuş gibiydi ve ağlamaklıydım iyice beter oldum. ölümlü bir kanser geçmişinin gölgesinde büyüyen nesiller için travmatik bi dizi ama canım cathy’ciğim, senden bir şeyler ekledim kendime. nitekim güzeldi, güldürdü ve ağlattı ve tebessümle son buldu. sanıyorum hayat çizgisi gibi. … ve hala sabahları uyandığımda aklıma geliyor final sahnesi, hemen atmaya çalışıyorum gözlerimin önünden çünkü üzülüyorum ama bu sahne, yeni güne başlarken son günmüş gibi yaşamaya çalışmama ve daha anlam bulmama vesile oluyor aynı zamanda. bunların yanında aklıma takılmış bir sahne daha var. tam yazamayacağım. hayatın geçiş evrelerinde plan dahilinde de olsa, içinde birden bulunduğumuz durumu algılarken, aitliği hissedemediğin, mutlu mu mutsuz mu olduğunu bilmediğin, tutunamadığın bi yerde o dank etme anını anlatıyordu. üstelik dank sesi duyulurken bile bilmiyorsun ne hissettiğini. sanıyorum en kötüsü de bu. ben diliyorum ki bu müzmin tutunamamışlığım son bulur bi gün. yine de, cathyciğimin ağzından iç seslerimi duymam, benim gibi hisseden en az bir kişi daha varmış hissiyle rahatlamamı sağladı. ayrıca adını hatırlayamadığım blogger, teşekkürler bu dizinin varlığından beni haberdar ettiğin için sana.*

*ayık bi halde yazılmadığı için anlam karmaşası, anlatım bozukluğu ve bilimum garip cümleler kurulmuş. düzeltmek istemedim. yoda tells it like it is.



Yorumlar

  1. Hayatta hep birileri bizi ikaz ediyor. Yaratılış böyle.
    Tabii anlamak, hissetmek bize kalıyor.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

günü geçmiş.

cemil.

konusu sen olmayan günlük.