Kayıtlar

irtica.

yeniden yinelik.  öyle ki baş ağrım tutuyor, kendime tahammül edemiyorum. bugünleri ilerde anımsayıp sıkıştığım alanda ne kadar sıkıştığıma hayretler ederim ve yinelenmelerden uzakta şükrederim umarım. buraya çok şey yazılır ama gerek yok. kendime notlarım var ama beyin duvarım post itlerle dolu. yorgunum. normal bi gün geçirmek için çok çaba sarf edenler var aramızda ve fırlatılmış hissediyorlar bu kalabalığın ortasına. gün ışığı sevgisi ve böcekler. mızmızlanmak değil de severek yorulmak istiyorlar. 

çiçenklerden çelenk ve chopin.

okumaktan zevk aldığım birkaç blog yazarı var burada. onlar kendilerini biliyorlar ya da bilmeyenler de vardır. aslında takip ettiğim -eğer gözümden kaçmadıysa- tüm blogları okumak hoş ama birkaçı daha çok.  mamafih sessizleşen biriyim. mizacım böyle. izleyip zihnimde yorumlamak zamanlarım gelmiş. zihnim de bana ağır gelmiş.  baharla birlikte çok güzel çiçekler belirdi bu yakada. fransız kızların beyaz tenli ince boyunlarına bakınca yudumladıkları suyun süzüldüğünü görürmüşsünüz ya hani (biraz korkunç bi betimlemeymiş bu...), ben de buradaki beyaz çiçeklerin yapraklarına baktığımda gün ışığının doğaya nasıl iyi geldiğini görebiliyorum. güneş ışığı beyaz yaprakların içinden geçip yüzümü aydınlatıyor. "nasıl böyle harika açabiliyor bunlar. kupkuru dallardan nasıl peydah olabiliyorlar. " diye yolun ortasında durup hayretlere gark oluyorum. bunlar benim için güzel şeyler. netekim, bundan aylar öncesinde karar kılmışım blogumun temasını gogh'un çiçeklenen badem ağaçlarından es...

evren pulu.

sen buradan gidince, gökyüzüyle konuştum bi süre. salda'daki beyaz taşlar da şahit buna ve eylül 2019'un 30 gecesini örten yıldız takımları. sen gittikten yaklaşık iki yıl sonra bulutlara yakın bir eve taşındım. bunları yazarken görebiliyorum bi takım yıldızları ve gece bulutlarını. freddie'den sonra, tanıdığım hiçbir insanı bu sebep yüzünden kaybetmedim. seni de kaybetmedim. kırmızı bisikletinle çıktığın yol, seni sonsuz huzurla buluşturdu. beni duyduğuna inanmak istedim. cennetin basit mutluluğuna ve aşkın varlığına da inanmak istedim. neye inanırsam var çünkü. buna ihtiyaç var.  ekim'de haldun taner'in önünde buluşacaktık. sen oyununu sahneleyecektin. ben seni izleyecektim. sonra sarılacaktık. belki ağlayacaktık biraz. ben, sevmezdim ağlamayı ama olmadık zamanlarda engel de olmazdım titreyen damlalara. yaşanmışlıktan, toyluktan, hissetmeye açlıktan, yağmura olan inancımızdan, umutlarımızdan. olmadı. sen gittin, ben gelmedim.  dünyada şaşırtıcı şeyler oldu. burada...

ev ışıkları.

Resim
hayatımın ikinci taşınma hadisesini atlattım. çocukluğumun geçtiği evde bir sürü eşyayı ve kitabı geride bırakarak yeni odama geçtim. yanıma sadece çok önemli şeyleri ve henüz okunmamışları aldım. eskiden çok anlam yüklerdim neredeyse her şeye ve ağır gelirdi bana bu. artık öyle değilim. iyi ki değilim çünkü böylesi daha rahat. minimalist olmak işime geliyor. çoğu konuda. ilerde -umalım ki :)- tek başına yaşayacağım eve geçtiğimde de az eşya tercih edeceğim.  gökyüzüne daha yakınım burada. yatmadan önce pencereyi açıp soğuk havanın eklemlerimi iğnelemesi hoşuma gidiyor ve bikaç balasana savasana... kendime dönmeye çalışıyorum. bu dikkat dağınıklığında, kendime giden yollarda kafama düşen ölü yapraklar aklımı alıyor. bunun da çözümünü bulurum.  bazı şeyleri birkaç aydır düşünüyorum. bilinçli bir düşünme eylemi değil. farklılık var ama farkında değilim. bende yeni skill açılmış gibi. gelişmesi için de zaman ve pratik gerekiyor. bu belirsiz şeyin adını zamanla koyacağım. belki....

limon ve tuz ve.

Resim
bazen hayat, saten kumaşlar gibi. parlak, kaygan, eğlenceli ve güzel. sakin. asaletli bir duruş var en yaramaz halinde bile.  yaşadığı hapishaneden kaçtı bu gece. gün doğumunda bal kabağına dönüşecek araba ve o bal kabağını hapishanenin en ücra köşesinde saklayacak. 

camera lucida.

birazdan hava kararır. eğer ölmezsem ani bir kader dokunuşuyla, geleceğin birinde yazdıklarımı okuyup havanın karartı ayrıntısının gereksizliğine gülerim burada. derken, sokak lambasının pembemsi cılız ışığı sağ gözümde seyirdi. belediyemiz iyi çalışıyor. gülümseyin.  hayatım bazı ayrıntılara bağlıymış gibi. bazı tesadüfler ve bazı tekerrürler. dönemsel olarak bazı tabular. yıkmaya çalıştığım tabular. ama tabular... tabii ki her tekrar da zaman içinde özerkliğini ilan edip küçük sürprizler çıkarıyor karşıma.  ne var ki şimdiye kadar, "hoş geldin tam zamanında geldin." dediğim bir sürprizim olmadı. bu da benim zamansız cezammış.  eylül ayının yoğunlaşan bulutları gökyüzünde gezmeye başladı sonunda. akşamüzeri saatlerinde serin rüzgarlar da esti burada ve ben "hava serinledi, üşüdüm ben, görüyor musunuz hava nasıl serinledi." diye şenlendim. çocuklar gibi şendik o akşamüstülerinde ve sararmış yapraklar teker teker yere düşüyordu. ilk sonbahar yaprağını günahsız olan a...

söylenmiş.*

durmadan kendimizden bahsediyoruz. kimsenin kendisinden bahsetmeye tahammülü yok. öyle sık değişiyor ki cepheler, bunun bir savaş olduğunu anlamakta güçlük çekiyoruz. herkes birbirine benzemeye çalışırken kavganın sebebi güme gidiyor. sonra birden derin uykular basıyor. kendimizi çok ciddiye almaktan yorgunuz.*