Kayıtlar

2405.

merhaba sevgili okuyucu.  burayı tekrar açıp açmamak arasında kaldım. bir yanım özlüyor. bir yanım ve mizacım kapalı bir kutu olmanın sıkışmışlığında buluyor rahatlığı. bakalım zaman ne gösterecek ve ben yazarak yüzleşmeye hazır mıyım kendimle. çoğu zaman ve asıl önemli olan bu. hayatım iki ay önce tam bu gün, radikal bir değişikliğe uğradı. tercihen atılmış bir imzaydı. bilinçli mi bilmiyorum. zaman gösterecek. нет риска, нет истории. depresyona girdim ve kimse bilmiyor. eskisi gibi olmayacak, bunu net biliyorum. çok soruyorum kendime, izliyorum içimi. kendimi suçlamamaya çalışarak. çünkü biliyorum, suçlanmak beni daha da dibe çekiyor. manyak oldu kafam, bedenim. yoruldum. kendimin kendime kötülüğünden korusun kozmos beni. korktuğum çoğu şeyi eninde sonunda getiriyorum ayağıma ve giyiyorum o çuvalı. neyse, düzelecek. anlamlı bir hayat... içinde bulunduğum kurum bana göre mi bilmiyorum. sıkıcı yanı çok. yalnızlığı fazla seven biriyim ve çoğu zaman zorlanıyorum başka insanların raha...

bir çocukluğa ağıt.

 dedemi özlüyorum. çocukluğumun yaralı olsa da güvenli sandığım dört duvar arasını özlüyorum. dedemi ayrıca özlüyorum. büyümek istemedim hiç. dışarıda müthiş bir yağış var. ülke bombok. pati’yle oturup karanlığın ortasında ağlıyorum ve dedemi özlüyorum. fiko teyzeyi, aykut’u, ali’yi, gerçekleşmeme ihtimalini aklıma getirmediğim hayallerimi, çocukluğumu, tatlı hayat izlerken dedemin getirdiği keki yemeyi özlüyorum. dört duvar arasında kalsam böyle. 

charles lee r.

göremezler canım, sende benim gördüğümü, derken mabel haklıydı bazen. kalan ömrünün kabusları, sevgiyle yıkanıp aklanmayacak. benden habersiz infazın gerçekleşecek ve yine benden habersiz yaşadığın neredeyse yüzyılın, günümün herhangi bir saniyesinde tenimi okşayıp evrenin boşluğunda salınacak.  istismara uğramış çocukluğun, cracklenmiş deli kanın. önümde diz çök ve ağırlaştırılmış cinayete müebbet bir ağıt bu. siyah gömleğin, geniş omuzların ve göğe uzanan genç erkekliğinle neşeli bir gülüş var karşımda. elinden tutuyorum. gidiyorsun. şimdi yorgun ruhun yaşadıklarının ve yaşayamadıklarının gizli pişmanlığını sırtında taşıyor. yüzünün çizgilerine dokunuyorum. dizlerimde uykuya dalıyorsun. tanrı varsa eğer, affetsin.

sarıldım.

 farklılık kabul edilmesi zor gerçekliklerden. üstelik akıl yaşta da başta da yok zamanlarda. olgunluk çağımda mıyım bilmiyorum ama eskiye göre bir adım ilerideyim sanki. şimdi kimseyi suçlamıyorum ve kızgın değilim. biraz kırgınlık var üzerimde ama doğuştan mıdır bilemedim. dün koza han’da bitirdim seni. milat olsun dedim oysa sevmem böyle keskin çizgileri. yıllarımı aldı bu ışıklık ve belki de haklıydın. senin de sevdiğini biliyorum şimdi. farklı pencerelerden bakmaya doğmuştuk sadece ve senin bir beden daha yaratman benden seneler öncesinde ağır gelmişti bana. üstelik bedenin gölgesi de hep seninleyken. yine de derin ve yoğun bir histi senli günlerim. bir daha yaş itibarıyla da yaşamayacağım ve yaşamayı tercih etmeyeceğim. elinden geleni yaptın. farkındayım. teşekkür ederim. çok ısrar ettim, çok soru sordum ve tüm cevaplar senin dışındaydı. sen de dahil. şimdi hoşçakal ve hak ettiğin iyilikler bulsun seni.  ben şükrederek kendi yoluma gidiyorum. öğrenmem gerekeni öğrendiğim...

duvarlar.

 benzer hisler. layık olmayışın, hapse mahkum oluşun, sen olmayışın, utancın, yalnızlığın, kızgın küskünlüğün, aptallığın. en güzel resmi asmama korkusuyla duvarın boş kaldı. koşmadın, şimdi yürümeye de takatin kalmadı. hoşçakal. yine de şükür. 

232.

film değil yaşamak ödülsüz alkışsız etkisiz ve kimsenin şahitliğine gereksiz ne ektiysek biçtik mi ellerinde saçlar senelerin başkentinde kaldı yirmili yaşları pişmanlık değil de tercihen ve genetik bir tutukluk. veda etmeyi de öğreniyorum sanırım. varoluşumda bir iz kaldı tercihen ben istedim. k. oteli şahit. son an mıydı bilmiyorum ama son ana kadar bekledim nasıl olurdu bilmiyorum ama aksiyona hazırdı. olsaydı daha mı iyi olurdu hayır olmazdı kitapta bir bölüm bitti zamanın ruhu şekil değiştirdi asla eskisi gibi olmayacak bize düşen nostaljinin tadını çıkarıp ağlamak ve iyilikler bulsun seni ve korusun. bunu da kimse okumasın. 

x.

 ben ben olmasaydı daha mı iyi olurdu bu kadar dramatik olmazdı belki şükür halimize ama olmak çok koyuyor be. yoruyor kendi yapamamak da yoruyor yapmak için uğraşmamak da yalnız hissetmek de sapsız bir üzüm tanesi çürük belki bu yüzden gereksiz çıkışlara bu kadar göz yaşı dökmek ve kader sarmalını kabul edip gerilemek ve baş ağrısı benzer yirmi yıllık bir ağıt gibi belki otuz düştüğü yerden çıkmamak için direnmek dirayetli ol dik dur sen teksin utanma sıkılma dik dur ve olduğu kadar niye bu kadar tepkisel korkuyor ezilmekten ve utanıyor işin içinden çıkamıyor kabul etmek de zor etmemek de niye geldi dünyaya vay vay.